S.F.’nin şiirsel beat’e dönüşü
Jonah Raskin
cuma, eylül 30, 2005
Tıpkı 1849’daki altına hücum ya da 1906’daki deprem gibi kentin mistik bir parçası haline gelmeye başlayan Galeri 6 şiir okumaları, 7 Ekim 1955’de, büyük bir kibirle Pazar ayinlerini sarsarak San Francisco’da başladı.
Buna rağmen elli yıl sonra orada hala birini bulmak neredeyse imkansızdı. Ve kimsede – kütüphanelerdeki çeşitli nadir bulunan koleksiyonlar hariç—Allen Ginsberg’in “6 şair galeri 6’da”yı ilan ettiği efsanevi kartpostalın bir kopyası bile yok.
San Franciscolular galeri 6’daki okumalarını bir “happening” ya da bir “performance art” olarak düşünüyorlardı – 1960’larda Ken Kesey ve Andy Warhol renkli ışıklar ve yüksek desibelde müzik kullanarak bir şeyler tasarlamışlardı. Gerçekte galeri 6 okumaları 1950’lere, henüz tv yönetimi eline almadan, rock’n roll’un ve marijuana’nın zaferinden öncesine aittir. SF körfezinde yüksek miktarda bulunan seksin ifşa edilmesi, ülkenin her yerinden çıkıp gelen çoluk çocuğun mıknatıs gibi bu bölgeye çekilmesini sağladı.
7 Ekim 1955’de, galeri 6’da hiç kamera yok. O gece hiç kimse şairleri fotograflayamadı: 23’lük bebek yüzlü Michael McClure, gruptaki tek gerçek San Francisco’lu Philip Lamantia, Reed Kolejinden mezun zen sempatizanı bir şişko Phil Whalen, Japonya’da bir keşişe dönüşmek üzere olan blucinli Gary Snyder, Ivy League’den mezun olmuş gibi üzerinde bir ceketle etrafına bakan Allen Ginsberg ya da dinleyiciler içinde hoşnut bir şekilde gülümseyip daha önce hiç olmadığı kadar mutlu olan Jack Kerouac.
Kimse hiçbir şey okumayan, sahneye davet edilmeyen, diğer seyircilerin içinde öylece durup önemsenmeyenlerin – şair ve anarşistlerin doğduğu bu etkinliğin habercisi Kenneth Rexroth’un ya da New York’tan yeni gelen Lawrence Ferlinghetti’nin – fotograflarını çekmedi. Diğer muhteşem SF körfezi şairleri de programda yer almamışlardı – Berkeley’den mezun olan Oakland’lı Robert Duncan gibi.
Eğer hiç fotografçı yoksa, gazeteci de yoktur. Ağızdan ağza aniden yayılan efsanevi bir olaya dönüştü bu. New York Times Richard Eberhart’ı bu tuhaf yeni şiir sahnesinden haber almak için gönderdiyse de bu çılgın inceleme “Batı Yakası Ritimleri” başlığı altında 1956’nın Eylül’üne dek yayımlanmadı. O zamana kadar da, içlerinde gemiyle yola çıkan ve tımarhanede ölen annesi Naomi için “Kaddish” şiirini yazan Allen Ginsberg’in de bulunduğu pek çok oyuncu yoluna devam etti.
Kerouac, galeri 6 okumalarını 1958’de yayımlanan Dharma Bums ve ondan bir yıl sonra gelen On the Road ile efsaneleştirdi. Yazar, herkesin ismini değiştiriyordu: kendisini Ray Smith, Allen Ginsberg’i Alvah Goldbook, Kenneth Rexroth’u Rheinhold Cacoehes ve Gary Snyder’ı Japhy Rider olarak gösteriyordu. Dharma Bums’da, galeri 6’nın yıldızı Snyder’dı. Sesi tıpkı “eski Amerikan kahramanlarının ve hatiplerin sesleri gibi”, “derin ve yankılanan ve de bir şekilde güçlü” olan şairdi.
Ginsberg, galeri 6 okumalarının kendisine ait olan bölümünü yayımladı – Kerouac’tan daha efsanevi değildi – ve San Francisco ve New York arasında devam etmekte olan kültür savaşı içinde açılan ilk büyük ateş, onlara ait olan Beat Kuşağının oluşmasını sağladı.
“Galeri 6 Okumaları” adlı denemesinde Ginsberg, altı şairin hiçbir yerden bir gecede ünlü olmak için geldikleri ve bunun tam olarak doğru olmadığı konusunda ısrar ediyordu. Rexroth’un ulusal bir ünü vardı ve Philip Lamantia da özellikle Amerika ve Fransa’daki sürrealistler arasında bir parça şöhretli sayılırdı.
Ayrıca Ginsberg’in denemesi, galeri 6 şairlerinin New York’un baskı makinelerine bir komplo, karşı duruş olarak bir araya geldiğini düşündürdü. Gerçekte bu bir araya gelişler komploculuktan çok doğaçlamacılıktı. Whalen programda ancak son dakikada görünebildi çünkü ortaya çıkacak ya da sonsuza dek yokluğundan üzüntü duyacak olan Snyder, ona Oregon’da ısrarla yazmıştı. Okumalar “şairanesel bomba etkisi”nde olmalı diye ilan ediyordu Snyder. Aslında New York’un avant-garde’da bir köşe ve San Francisco’nun da şiir ve şairler için bir Mekke olması fikri patlamıştı.
1950’lerin sonlarına doğru ve 1960’lı yılların devamında San Francisco şiirsel gücünü New York’ gösterdi. San Francisco, Beat geleneğinin bütün haklarına sahipti ve Diane di Prima gibi Doğu Yakası şairleri New York’tan San Francisco’ya taşındı, ilham perisinin de yaptığı gibi.
7 Ekim 1955’den önce neredeyse hiç kimse, ki buna Ginsberg de dahil, New York’un yayın endüstrisine karşı meydan okumadı ya da “ulusal ciddiyet”e kimse saldırmadı. Bu edebi şöhretin uyanışından sonradan gelen bir şeydi – bir hikayeyi yeniden yazmak ve olduğundan daha asi görünmek kolay olduğunda. İçlerinde Columbia’dan eski sınıf arkadaşı olan Norman Podhoretz’in de bulunduğu New York entelektüellerinin The New Republic’te ve Partisan Review’de “Howl”a ve Beat Kuşağına saldırıda bulunmaları Ginsberg’i oldukça kızdırdı. Ardından Podhoretz San Francisco’nun “hiçbir şey olarak bilinen Bohemler”i diye alay edince Ginsberg “enteller” diye karşı saldırıda bulundu, kendisinin de New York’lu bir entel olduğunu unutarak.
San Francisco’da ve Berkeley’de yazılan ve ardından tekrar yazılan, New York’u ve New Yorkluları resmeden Howl’u unutmayalım. Hiçbir yirminci yüzyıl şiiri Howl’dan daha doygun değildir. Sanki yazarın evini özlemiş olduğunu ve çok uzaktan, San Francisco’dan şehrin ruhunu çağırdığını kanıtlar Empire State Building, Bronx Zoo ve Staten Island feribotu. Ginsberg şiirde, kurtuluş, uyuşturucu ve coşku arayan sıkıntılı bir New Yorklu olarak göstermektedir kendisini. Satırlar sonra kendisini New York’un çatılarında, metrolarında, sokaklarında başıboş dolaşırken betimler.
Ginsberg, San Francisco’da üretmeye başladığı halde New Yorklu karakterini hiç kaybetmez. New York’ta öğrendiği tüm pazarlama ve reklam yapma becerelerini kullanarak posterler dağıtır ve herkesin ağzında olmayı başarır. Okumak isteyen şairleri ve uzun süredir anarşist olan bir konuşmacı seçer – bu gösterimi düzenli bir biçime sokar. Öfkeli seyircileri alır; bir şiiri sahneye koymak o şiirin hala yaşıyor olduğunu hissettirir ve seyirciler de canlıdır, konuşabilirler de ve Amerika şairlerin ulusu olarak bir kez daha yeniden doğabilir, tıpkı Walt Whitman’ın zamanında olduğu gibi.
Tüm Amerikalılar galeri 6 okumalarında ilham için geriye bakabilirler. Belki de şiir okumak, şiir yazmak ve saygı ve cömertlik ruhunu taşıyarak kitlelerle şiir paylaşmak, bu 50. yıl anmalarında bizi teşvik eder, dürter.
Galeri 6 okumaları Kerouac’ın iddia ettiği gibi San Francisco’daki şiir rönesansını birdenbire getirmedi. Galeri 6’dan önce de yazmakta olan Kerouac ve diğer şairler daha sonra da yazmaya devam ettiler. Bu olayın efsanevi yankısında hala şaşıracak bir şey yok ve SF körfezinde – ki her 15 dakikada bir şiir Rönesanssı deneyimi görülmektedir – her çeşit şiir kendi neslinin izini bırakmıştır galeri 6’ya. Elbette şairlerin hiçbir şeye ihtiyaçları olmadığı kadar ihtiyaçları vardır efsanelere.
Galeri 6’daki okuma yıllarından ve tekrar okuma işlerinin gösterimlerinden sonra bazen kendimi onlara katılmış gibi hissediyorum ve görüyorum, duyuyorum. Belki siz de o tuhaf şeyi hissetmişsinizdir, hangi yakada nasıl yaşadığının ya da hangi şehrin seni evin diye çağırdığının önemi olmaksızın.
çev:m.
~ yazan: kingofthemay Ocak 13, 2009.
çeviri. kategorisinde yayınlandı
Etiketler: allen ginsberg, beat, frisco, galery 6, gary snyder, jack kerouac, ken kesey, kenneth rexroth, michael mcclure, philip lamantia, philip whalen, poem
Yorum Yapın